18 Mayıs 2011 Çarşamba

kahve falı

Fala inanmayıp falsız da kalmayanlardan değilim. Hayatımda ilk defa falı geçen hafta Cansu ve Zeynep'in dgünü yemeğinde Cansu'ya baktırdım, o da geyik amaçlıydı büyük oranda :)

Ama siz benim gibi değilseniz ve günlük (haftalık ya da aylık bilmiyorum) kahve falı dozunu illa almanız gerekiyorsa sizi bu siteye yöneltiyorum. Bu kıyağımı unutmayın ;)

9 Mayıs 2011 Pazartesi

bu kız napıyo yaw?

Nerdeyse hiç "update" etmediğim hayatımın nerdeyse hiç "update" etmediğim blogu, son zamanlardan şöyle bir bahsedeyim. Hiç olmazsa o "nerdeyse"lerin hakkını vermiş olurum.

Az da olsa "Bu kız napıyo yaw?" diyenler var onlara da cevabım:

- Pazartesi günleri Bilgi Üniversite'sinde Tuna Erdem'in Film Genre dersine gidiyorum. Sinemaya az çok ilgim var, hobimdir, hayatımın aşkıdır vs diyen ya da sinemayı bu bağlamda herhangi bir cümle içinde kullanabilen herkesin kesinlikle alması gereken bir ders. Sabah 5'te yatan ben, gene aynı sabah 7'de uyanıp gidiyorum bu derse, düşünün artık :)

- Genelde Cuma günleri (ve genelde 2 haftada 1, ama haftada 1 gidebilsem daha iyi olacak) Çiftehavuzlar'da, Dr. Ayça Kaya'dan beslenme eğitimi alıyorum. Zayıflamaya çalışıyorum demenin başka bir vesiyonu aslında, yanlış anlaşılmasın. Yoksa kursa gidiyorum sonra başkalarını eğiticiim tarzı bir şey diil. Ama sağlıklı beslenmeyi sadece salata yemeyle karıştıran ve kaç kilo olursa olsun sürekli "zayıflamaya çalışan" günümüz toplumunun alması gereken bir eğitim.

- Haftada 3 gün spora gitmeye çalışıyorum. Spora derken, spor salonuna yani. Olduğu yerde yürüyen, olduğu yerde bisiklet çeviren, olduğu yerde o Cross denen alet nasıl bir hareketse (kayak?) onu yapan, (büyük olasılıkla deli) insan topluluğunun bir üyesiyim ben de. "Spor salonuna yazılınır, senede 3 kere gidilir, para saçmaktan başka bir şey değildir" tezi en azından benim için doğru değil. Ayrıca yüzüyorum (olduğum yerde değil tabii ki :)) ve en çok da onu seviyorum.

- Hayatımda hiç okumadığım kadar fazla okuyorum. Nedense hep aynı anda birden fazla kitap hem de. Çantamdan çıkarmadığım yolda okuduğum kitap, yatmadan önce okuduğum kitap, bilgisayarda sıkılınca okuduğum bir e-book ve o sırada eğer varsa bitirene kadar yemeden içmeden okuduğum bir kitap. Benim genre'larım bunlar açıkçası. Yoksa her şeyi okurum. Mesela yeterince sürükleyici değilse o kitap çantamda durur, sürükleyiciyse yatmadan önce okuduğum kitap olmaz (ve genelde bir gün içinde biter zaten). Şu sıralar ne okuyosun peki derseniz: Neil Gaiman - American Gods (yatmadan önce), George R. R. Martin - A Song of Ice and Fire: Game of Thrones (e-book), Danielle Trussoni - Asi Melekler (çantamda) ve yaklaşık 2 saat önce bitirdiğim Kami Garcia & Margaret Stohl - Beautiful Darkness. Bu sene şimdiye kadar okuduğum en iyi kitapsa Anthony Bourdain'in Kitchen Confidential'ıydı, yemekle alakanız yoksa bile alınılası okunulası sevilesi bir kitap. Haberiniz olsun.

- Ayrıca yeni bir hobim var. Çizme ve boyama sevdamı birleştirip tshirt yapmaya başladım. Hobi demek ne kadar doğru olur bilemiyorum gerçi çünkü şimdilik sadece bir tshirt yaptım, o da Burcu'nun doğumgünü hediyesiydi. Ama yaparken az çok delirsem de peşini bırakmamamdan anladığım kadarıyla sevdim ben bu işi. O yüzden kendime (ve belki başkalarına da) yapmaya başlıyorum. Bir isteğim var bile aslında :)
Merak edenler için (telefonumun iğrenç kamerasıyla çekilmiş) Burcu'nun tshirtü :)

- Şimdi de Shallow Grave izleyeme gidiyorum. Görüşürüüüz!

14 Mart 2011 Pazartesi

bir deee...

Günün süpriz olayı da babamdan geldi. Profil resmim olarak da çok severek kullandığım  I "heart" Realism iconunu, benim için tshirt yaptırmış. Biraz büyük ama olsun. Ayy! <3

anket sevdası

Anketçiler heralde dünyanın en nefret edilen insanları arasında.. Kimse kusura bakmasın ama yürürken yolumu kesen, kim oldukları belirsiz insanlara sebep ne olursa olsun paramı, ismimi ya da telefonumu vermek istemiyorum.

Bu işi yapmanın başka bir yolu yok mudur?

Peki bugün, göya İstanbul Üniversitesi’nde okuyan engelli arkadaşına para toplama amaçlı elime zorla kitap ayracı tutuşturan, sana çok sinir oldum, gıcıklık yapma işte, kafa atıcam şimdi ya da işallah tüm saçların dökülür gibi, gayet insani(!) laflarla para koparmaya çalışan kendini bilmeze ne demeli?

Böyle bir adama söylediği doğru bile olsa para verilir mi yani?

Ayrıca bu aralar, eline birkaç kitap ayracı tutuşturan herkesin nedense İstanbul Üniversitesi’nde okuyan engelli bir arkadaşı var. Bir değil iki değil. Herkese bir haller oldu..

10 Şubat 2011 Perşembe

biliyorum!

İçinizden biri bana Chanel'in bu mükemmel ötesi mor ojesini almak istiyor!

Biliyorum!


Bilmediğim şey ise Chanel'den güzel oje yapanın olup olmadığı..




Bunların hepsini hepsini istiyorsunuz, onu da biliyorum!
Biliyorum işte :)


27 Ocak 2011 Perşembe

güzel bir gün

Kışın serin ama güneşli havalarına bayılıyorum! Atkılar, bereler, eldivenler... aksesuarlar çok hoş bir kere. Bir de böyle kat kat giyinip ıslanmıyorsunuz, güneş de yüzünüzde! İçi sıcak, dışı sıcak bir ortam.

Caddebostan Sahili'ndeki Starbucks da öyle. Duyan da hayatım Starbucks'ta geçiyor sanacak. Ama seviyorum elimde değil! Kahve mükemmel, müzik harika, bir de karşımda deniz parlıyor pırıl pırıl...

Ne olursa olsun hayatı sevin derler ya.. Bir dolu şey yetiştirmeniz gereken, sinir stres altında yüzünüzden pütürler dökülürken, saçlarınızın da bir türlü düzgün gözükmediği çirkin, sinirli, pis, halsiz, huysuz günlerde, hatırlanıp da gülümsenebilecek bir gün.

Bu yaşta bu kadar huzur ve mutluluk arayışında olmak garip mi?

Doğduğu günden beri metropol insanı olan biri için değil heralde.

Yanlış anlaşılmasın şimdi, bırakın teknolojiyi, şehirleşmeyi dönün doğal hayata'cılardan değilim. Hatta öyle alışkın olmadığım bir ortamda kuruyup kalabilirim bile...

Ayrıca İstiklal'de slalom yapmak, Nişantaşı'nda istediğim hızda yürüyebilmek, otobüslerde yer bulabilmek, yaşlı teyzelerin önüme geçmek için attığı dirseklere dayanıklı sağlam bir böğüre sahip olmak, trafikte karşıdan karşıya geçmek, son anda metroya ya da vapura yetişmek gibi bu şehirde hayatta kalmam için gerekli ve oldukça da değerli olan bu becerilerimi geliştirmek yıllarımı aldı!

Körelirim sonra, allah korusun!

Ama yine de arada küçük kaçamaklar iyi oluyor, onu söylüyorum. Bu "kaçamak" güneşli bir kış gününde, caz müzikli, deniz manzaralı bir Starbucks'a da olsa...

25 Ocak 2011 Salı

kuğu denince..

...aklınıza cidden de hemen Natalie Portman gelmiyor mu? Evet takıntılıyım. Bu yüzden de epey taraflıyım. Ama doğru söyleyin, bunlar gördüğünüz en güzel film posterleri değil mi?




Natalie Portman'a diyecek hiçbir şeyim yok zaten... Altın Küre'yi seyrettiniz mi? Hamileyken bile (hatta V for Vendetta için saçını kazıttığı zaman bile) bu kadar güzel bir insan. Eline de altın küre çok yakışıyor ayrıca :)

12 Ocak 2011 Çarşamba

altın küre yolunda


Bu sene biraz çabuk mu geçti nedir? Daha dün gibiydi, Robert Downey Jr'ın altın küresini kapıp kimseye teşekkür etmediği (!) oldukça komik konuşması.. Seviyorum o adamı. Neyse, 68. Altın Küre Ödül Töreni bu pazar, yani 16 Ocak'ta! İlgilenenlere duyurulur. :)

Bense hazırlıklara bugünden başlamış oldum. Hazırlık dediğim aday olan filmleri seyretmek tabi ki. Şimdi aranmakla uğraşmayın diye adayları da buraya koyuyorum hadi.  

Tek bir şey söyleyeceğim, Black Swan'ı seyredin. Natalie Portman zaten mükemmel ötesi. Filmin atmosferi de o kadar başarılı ki düşünebileceğiniz en kanlı, iğrenç, felaket sahneleri gözünü kırpmadan izleyen ben, basit bir tırnak kesme sahnesinde bile gerildim. Öyle bir her an bir şey olabilir havası var.

Neyse, film eleştirisi yapmayı sevmiyorum + beceremiyorum. O yüzden geçiyorum. :)

Şimdi sırada The Fighter ve The Kids Are Alright var. Love & Other Drugs'a da Pazar günü gideceğim gibi gözüküyor.

Eh bana iyi seyirler o zaman!

4 Ocak 2011 Salı

anti-geleneksel bir yılbaşı

Evet biliyorum yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl sizlere kutlu olsun! tarzı bir post için biraz geç kaldım. Aslında böyle şeyler yazmam bile. Yeni yılda klişe yeni kararlar vermem, ya da oturup geçmişe, biten yıla bakıp bir "durum değerlendirmesi" yapmam. Yılın sonu da öylesine bir gündür işte. Ve birçok insan o geceyi dışarda arkadaşlarıyla, ailesiyle, birileriyle, süslenip eğlenerek ya da bu dolaylarda bir şeyler yaparak geçirmeyi tercih ederken ben evde oturmayı severim. O gün benim "geleneksel" pizza eşliğinde, Home Alone 2, Nightmare Before Christmas ve Miracle on 34th Street seyretme günümdür.

Yani anlıyacağınız, benim açımdan o gün hakkında yazacak fazla bir şey yoktur.

Bu sene hariç yani.

Bu sene, liseden beri artık ailem olmuş 3 kızla geçirdim yılbaşı akşamını. Gitmeden önce ve bu planlar yapılırkenki bir kaç gün boyunca epey de huysuzdum bu durum hakkında. Bir kere benim geleneksel günüme aykırı! Bir de "herkes bir şeyler yapıp getirsin" olayı var ya ah ah! 3 gün boyunca tarif bakmaktan, o tariflerini deneyip becerememeye ve sonunda o akşam kimsenin yemediği bir cheesecake yapmaya kadar uzanan acılı (!) bir hikayesi oldu bu yılbaşı hazırlığının. Aslında o kadar fazla şey yedik ki cheesecake'e yer de kalmadı açıkçası, kimseyi çekiştirmiyorum burda yanlış anlaşılmasın şimdi :)

Ama benim için "allah allah bugün hiç yılbaşı gibi gelmiyo, evde oturmuyorum yahu!" olsa da, ve o 3'ü ertesi gün kahvaltı masasında buna yarılsalar da (söylediğin için çok saol Ezü! ;)) güzel bir yıl bitişiydi. Sarhoş falan da olmadık, bazılarının sandığının aksine kafayı bulmadan da eğlenebiliyoruz çünkü 4'ümüz bir araya geldiğimizde zaten içmiş gibi oluyoruz :)


Çok daha muzur resimler de var tabi.. Ama aşağı yukarı en normal halimiz buydu.


Benim favorim bu ama! :)


Ve hayır bu sene de yeni kararlar almadım. Daha önce aldığım kararları elimden geldiğince devam ettirmeye çalışmaya devam edeceğim, her sene olduğu gibi. Söylemeden geçmeyelim tamamen anlamsız bir post olmasın, YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN!

Ama en çok da bu 3'ünün! Eh taraflıyım tabi, ne yaparsınız...